web-log.nl, powered by TypePad

Xocaxd2p14calvfwkpca3qy73wcaicduh7c

                 Homoloket

voor Turkse hulpzoekers, zowel HOMO’s als hun familie

Turkse HOMO- ONLINE  - Digitaal hulp en advies

Veel allochtone homoseksuelen raken in een sociaal isolement en durven niet kenbaar te maken dat ze daardoor in de problemen komen.

Allochtone HOMO-ONLINE is een digitale Hulp & Advies en Informatie onderdeel van het homo - loket met een bekend e- mail adres en een web pagina / blog waar allochtone homoseksuelen en hun ouders in vertrouwen kunnen reageren en hulp (ook urgent hulp), advies en informatie kunnen krijgen.

Speerpunten van de individuele homoaanpak zijn:

q       Informatie over rechten en plichten als homoseksueel in Nederland.

( Daarnaast; informatie bijeenkomsten organiseren bij de scholen, moskeen, vrouwenorganisatie etc.)

q       Coming out problematiek

q       Psychosociale hulp aan de ouders die homoseksuele kinderen hebben

q       Antidiscriminatie

q       Sociale controle

q       Soa & AIDS

q       Omgaan met hun eigen culturele omgeving en familie.

q       Dubbelleven

q       Netwerk opbouwen

q       Uithuwelijk

q       Huiselijk geweld

q       Werk & Opleiding

q       Taal

Werkwijze:

De homo – online is anoniem en vertrouwelijk.

Uitgevoerd door gedipl. Psycholoog en een gedipl. Maatschappelijk werker .

- Informatie verstrekken

- Doorvverwijzen naar de juiste instantie

- Bemiddelen tussen de clienten en de instanties

- Luisterend oor en advies - info geven via web - cam (MSN)

-* Heb je vragen en/of wil je met iemand over jouw problemen spreken.

-* Voel je jezelf daarin alleen?

-* Weet je niet wat je doen moet?

-* Weet je niet waar je heen moet gaan?

-* Heb je urgent hulp nodig? Op het gebied van onderdak , voorliggende voorzieningen, taal etc.

Stuur maar een e-mail in het TURKS en/ of NEDERLANDS of ENGELS die zullen wij  zo snel mogelijk volledig beantwoorden.

Logo

Homoloket@hotmail.com

Travesti Irmak Iskenceci polis hakkinda suc duyurusunda bulundu...

Travesti_irmak00 Daha önce kabahatler kanununa göre sürekli ceza kesilen travesti Irmak, Merter'de iki polisten kötü muamele gördüğünü iddia ederek suç duyurusunda bulundu.

İddialara göre Merter’de oturan arkadaşını ziyaret eden Irmak, evine gitmek üzere 13 Aralık akşamı taksi beklemeye başladı.

Bu sırada, yanına iki polis geldi. Irmak’ı polisler kelepçeleyip yere yatırdı. Irmak’ın ifadesine göre olay şöyle gelişti:

“Polisler tekme tokat dövdü. Yüzüstü yere yatırdıkları sırada da copla da taciz ettiler. Merkez Efendi Polis Karakolu’na götürülürken araçta karnıma vurdular. Darbelerden dolayı aracın içine kustum. Kafamı aracın camına vurdular. Cam kırıldı.”

‘Görevli memura mukavemet ve kamu malına zarar vermek’ten tutanak tutulan ve sabaha kadar karakolda bekletilen Irmak, bir süre sonra dışarı atıldı.

Radikal
12/16/2009

Eşcinsel yakını olmak!.....................

Imagesca9dtu5g Eşcinsel yakını olmak

"Cinsel tercihim duyulursa memuriyetimi kaybederim"...

Ali Doğu. Diyarbakır’da bir eşcinsel öğretmen. Henüz 3 yıllık bir eğitimci. Bir lisede İngilizce öğretmenliği yapıyor. Cinsel kimliğini kimse bilmiyor çünkü eşcinsel olduğu duyulursa devlet memurluğunu kaybedebilir.

GAZETE HABERTÜRK / ÜMRAN AVCI - EŞCİNSEL YAKINI OLMAK - YAZI DİZİSİ 2

 Ali Doğu gerçek isminiz mi?
Hayır. Deşifre olmamak için bu adı kullanıyorum.
 Doğum yeriniz?
Belli olmamak için sadece İç Anadolu Bölgesi’nde doğdum demek istiyorum.
 Biraz da ailenizi anlatır mısınız?
Babam emekli polis, annem ev hanımı. Üç kardeşiz. Üç erkek kardeş. Ben en büyükleriyim.
 Cinsel yöneliminizi ne zaman fark ettiniz?
9 -10 yaşındayken erkek vücuduna ilgim olduğunu fark etmiştim. Ama gerçek anlamdaki farkındalık üniversiteye gittiğimde başladı.
 Aileniz biliyor mu eşcinsel olduğunuzu?
Hayır bilmiyor. Annem bir gün bana “Eğer öyle bir şey olursa seni evlatlıktan
reddederim” dedi.
 Nereden çıktı peki bu laf? Bir şeyler fark etmiş olmalı ki böyle söyledi.
Üç yıl önce evde, bilgisayarda bir film izliyordum. Tek bir sahne gördü ve kafasında bir şeyler oluştu.
 Peki sizin kendinizle yüzleşmeniz, kabullenmeniz nasıl oldu?
Bir yıl sürdü kabullenmem. İlk cinsel deneyimim de 18 yaşımda oldu.
 Nasıl baş ettiniz ilk zamanlar? Neler hissettiniz?
Bir kadınla evlenmek ve gizlenmek istedim. Bu sır da benimle birlikte kalsın istedim ilk. Kimseler bilmesin istedim.
 Sonra?
Bir televizyon programını izlerken fikrim değişti. Programın konuğu Nilgün Belgün’dü ve kendisine “Eşcinselle evli bir kadının yerinde ben olsaydım ne
yapardım” diye soruyordu. O programı izledikten sonra kendime, evleneceğim
kadına ve doğacak çocuklara haksızlık etmemek için vazgeçtim bu fikrimden.
 Ailenize açılmayı düşündünüz mü?
Birkaç kez istedim ama babam emekli polis ve beylik tabancasıyla beni
vurmasından korkuyorum. Üstelik annem bu sırrı başkalarıyla da paylaşır.
Devlet memuru olduğum için cinsel kimliğimin bilinmemesi gerekiyor.
Eşcinsellik yasalara göre direkt bir suç değil ama aile değerleri kapsamında
değerlendiriliyor. “Aile gelenekleri” kavramı nedeniyle iş kaybına uğrama riskim doğuyor.
Meslektaşlarınızdan bilen yok mu eşcinsel kimliğinizi?
İki kadın, bir erkek meslektaşım
biliyor. Onların hem dostluklarına hem de açık görüşlü oluşlarına güveniyorum.
 Feminen davranışlarınız var mı?
Bilen arkadaşlarıma soruyorum, “Seni yolda görsek eşcinsel olduğunu
anlamayız” diyorlar.
 Okulda hoşlandığınız meslektaşlarınız var mı?
Var. Ne yazık ki hislerimi, kendimi anlatamam. Kimin heteroseksüel olduğunu bilmediğiniz sürece saklamak zorundasınız. Bu nedenle de duygularımı bastırıyorum.
 Eşcinsel bir öğretmen neden “sakıncalı” görünür sizce?
Erkek öğrencilerimle birlikte olmaya kalkıp ahlaklarını bozacağımdan endişe
ediliyor. Ama yanlış. Madem bir eşcinselin erkek öğrencisini taciz etme riski
var, hetero seksüel erkek öğretmenin kız öğrencileri taciz etme riski de var. Zaten bu tür olaylara da rastlanıyor.
 Cinsel kimliğinizi saklamak zorunda olmak nasıl bir duygu?
Rol yapıyorum. Olmadığım bir kişiliğe bürünüyorum. Bunun yanında annem evlenmemi istiyor. Hazır olmadığımı, henüz genç olduğumu söylüyorum.
 Kabullenme aşamasında kendinizi hiç suçladınız mı?
Hayır çünkü böyle yaratıldım. Ama kendisini suçlu hissedenler çok.

Oğlunun erkek sevgilisiyle tanıştı

 Kaç çocuğunuz var?
Biri kız, diğeri erkek iki çocuk. Oğlum eşcinsel.
 Ne zaman ve nasıl fark ettiniz?
17 yaşındayken bir şeylerin ters gittiğini fark ettik.
“Kız arkadaşın var mı?” diyorduk ya susuyor ya da “İlla olması mı gerekiyor?” gibi yanıtlarla geçiştiriyordu.
 Kendi mi açıldı yoksa siz mi sordunuz?
Bir gün konuşma kararı aldık. Okuldan eve geldi. 17 yaşındaydı. Önceleri “Hayır değilim” dedi. “Sen bizim evladımızsın. Ne olursa olsun seni çok seviyoruz. Böyle bir şey varsa bizimle paylaş. Bu dünyanın sonu değil. Bu dünyada her şeyin çaresi var” gibi cümlelerle onu rahatlatmaya çalıştık. Sonunda “Evet, ben eşcinselim. Bunu kabul edeli 2 ay oldu” dedi.
 Tepkisi nasıldı itiraf ederken?
Ağlıyordu. Biz de ağlıyorduk. Kalktık sarıldık çocuğumuza. “Tamam, ne olursan
ol sen bizim evladımızsın, her şeyimizsin. Bundan sonra ne yapacağımıza
bakmamız lazım” dedik. Durumu kabullenmişti ama nasıl baş edeceğini
bilmiyordu. Hayatını nasıl yürütecek, hayatın içinde nasıl yer alacaktı? “Bunun
için yardım almamız gerekiyor” dedik.
 Gerçeği duyunca ne hissettiniz?
Şok ve kayıp duygusu hissettim. Tanıdığımı, bildiğimi sandığım çocuğumu
kaybetmiştim. Aslında hayallerimi kaybetmiştim. Toplumun bize dikte ettiği
“Erkekse şöyle olmalı, kadınsa böyle olmalı” inancı hâkimdi. Ben de eşim de
başka türlüsünü düşünemiyorduk. Ertesi günü baktık, çocuğumuz yine bizim
çocuğumuz. Hiçbir şey değişmedi. “Neyi kaybettim?” diye sorgulamaya başladım. Aslında toplumun koyduğu kurallar çerçevesinde bir çocuk yetiştiriyor, hayatı da böyle algılıyormuşum. Ama gerçekler hiç de öyle değil. Ailelerin çocuklarına acı çektirmeye hakları yok. (Sesi titriyor)

 Sonra?
Yardım almamız gerekiyordu. Zaten çocuğumun da ihtiyacı varmış. Bir
araştırma yapmış kendine göre. Bir telefon numarası da bulmuştu. “Buraya gidelim anneciğim” dedi. Ertesi gün o psikoloğun kliniğinde oturuyorduk. Oğlumun yüzündeki rahatlamayı görebiliyordum. Kaç aydır gördüğüm gerginlik, huzursuzluk bitmişti.
 Ne kadar destek aldınız?
Ben 3.5 ay kadar yardım aldım. Danışmanımız beni kendime döndürmeye
başladı. O zaman anladım bir sürü hayaller kurduğumu, o kayıp duygusunu
neden yaşadığımı. İçsel bir yolculuk yapmaya başladım. Oğlumla birlikte biz
de yeniden doğmaya başlamıştık.
 Ya oğlunuz?
Oğlum 1.5 yıl yardım aldı. Zaten kendini bulmuştu. Ergenliğini yaşama ya başladı. Rahatlamıştı. Ailesine açıldıktan sonra kendisine partner bulmaya başladı.
 İsyan ettiniz mi hiç?
Tabi. “Neden başıma geldi? Neden biz? Neden benim çocuğum?” diye isyan
ettim. Şoklar yaşarken bunları düşündüm.
 Zor bir süreç...
Zor, çok öğretici, çetin bir süreç. Şimdi geliyor eve, sevgililerini anlatıyor. Gayet
rahat konuşuyoruz. Tanışıyoruz. Yaradılışa inanıyorsan, seni de aynısı yarattı, onu da aynısı yarattı. Nedir buradaki o zaman? Egolarımız, benliklerimiz, gururlarımız...
 Tanıştınız mı partneriyle?
Elbette. Zaten bu durumla ilk yüzleşmemiz de partnerinin gelişiyle oldu.
Oğlum partnerini önce yardım aldığı kişiye götürdü. Bir bayram öncesi oğlumun partneri bize gelmek, bizimle tanışmak istediğini söyledi. İtiraf tan 6 ay sonra. “Hazır mısınız?” diye sorduda nışanımız. “Tamam” dedik. Bir şeylere artık başlamak lazımdı. “Kabul ettim” demekle iş bitmiyor. Uygulamak da gerekiyor. Getirdi arkadaşını. O da elinde çiçekleriyle geldi, yavrum. Çok
tatlı bir aile çocuğu. Çok sevdik onu da.

 Kızınızın erkek arkadaşını tanıştırmasından ne farkı vardı?
Görüş farkı. Bir kızın yanında erkek olur, erkeğin yanında da bir kız olmalı. Bu
önyargıyı kırdığınızda, kolaylaşıyor. Koşulları kaldırınca rahatlıyorsunuz. İnsanları olduğu gibi kabul ettiğiniz zaman her şey daha kolay oluyor.
 10 yıl geçti? Neler oldu?
Oğlum artık bizimle yaşamıyor. 1.5 yıl önce evini ayırdı. Saçı, sakalı var. Çok
yakışıklı. Sanat tasarımı fakültesinden mezun. Belgeseller çekiyor, sanatçıların arşivlerini düzenliyor. Hayat bana kimseden bir şey beklememeyi öğretti. Oğlum bana çok şey öğretti, öğretmenim oldu.
 Eşcinseller genellikle entelektüel oluyor. Yanlış bir gözlem mi?
Hayır, doğru. Çünkü toplum onları reddediyor. Toplum unvan vermeyince,
onaylamayınca ne yaparsın? Bilgilenerek güçlenmek zorundasın.
 Bu arada sizinle aynı durumda olan ailelere yardım ediyorsunuz.
Geçen yıl Cinsel Eğitim Araştırma Tedavi Derneği ile yurtdışındaki aileler le İtalya ’da buluştuk. Aynısını İstanbul’da hayata geçirip bir aile grubu kurduk. Yeni ailelere destek oluyoruz.
 Ailelere söylemek istediğiniz şeyler var mı?
Çok şey... Çocuklarımızı reddetme lüksümüz yok. Anne baba çocuğuna acı
çektirmemeli. Doğurduğumuz da “Sana canımı veririm” deriz. Şimdi can verme zamanı. Onların yanında olma zamanı.


kaynak: haberturk.com
Haber Tarihi : 19.10.2009

Sansür nedeniyle Hollanda'dan Türkiye'ye Kınama!

Sansür nedeniyle Hollanda'dan Türkiye'ye Kınama!

Gabile ve Hadigayri nin kapatılması nedeniyle Hollanda Homoloket LGBTT aileleri ve yakinlari inisiyatifi Amsterdam'da bir protesto mektubu yayınladı.

Homoloket LGBTT aileleri ve yakinlari inisiyatifi Amsterdam protesto mektubu;
Bugun bize ulasan bilgiye gore, Türkiye de faaliyet gosteren iki büyük eşcinsel paylaşım ağınin dün itibarıyla 'idari tedbir'e kurban gittigi ve sitelere ulasimin engellendigi hakkinda TİB'in karar gerekçesinin bilinmiyor olmasi; bu sitelere yonelik bir SANSUR niteligi tasidigi ve Turkiye'de Escinsel insan haklarina indirilmis yeni bir darbe oldugu kanisini tasiyoruz.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından sansür uygulanan internet sitelerine yenileri eklendi. Kurum son olarak www.hadigayri.com ve www.gabile.com adlı sitelere ‘idari tedbir’ kararı alarak erişimi engelledi. Türkiye’nin iki büyük eşcinsel paylaşım ağı olan bu sitelerin 200 binin üstünde üyesi bulunuyor. Yönetici ve kullanıcılara göre, bu sitelerin içerikleri pornografi ve diğer suç unsurlarından uzak, titizlikle incelenerek yönetiliyor.
Site yöneticileri kurumun uygunsuz içerik ve ahlaka aykırı eylemlerle ilgili yayından kaldırma talebi dahi iletmeden ve herhangi bir bilgi vermeden bu karara imza attığını söylüyor.
Lambda İstanbul ve Kaos GL’ye yöneltilen kapatma davasına yargıdan ret cevabı gelmesi üzerine bu dernek üyelerinin internetteki paylaşım ağlarına yönelik kapatma işlemi uygulandığını söyleyen site yetkilileri, işlemin hukuk dışı olduğunu ve keyfi yapıldığını ileri sürüyor.
Site yetkililerinin yaptigi açıklamada “Her iki site de köşe yazarları bölümü, eşcinsel haber bölümleri, sinema, şiir, hikâye, sohbet, radyo, forum ve sağlık köşeleri ile çok köklü sosyal ve bilgilendirici içeriklere sahip. Her iki siteyi de Türkiye’den takip eden üye sayısı 225 bin civarında. Bilgi Teknolojileri Kurumu bu kararlarla site kullanıcılarını mağdur etmektedir.
Bu durum Homoloket ve uyeleri tarafindan siddetle protesto edilmektedir.
Konuyla ilgili olarak protestolarinizi gonderebileceginiz Bakanlik e-mail adresi asagida yer almaktadir.Bu maili Netwerk’inizdeki kurum ve kisilere ulastirmanizin yararli olacagini dusunuyoruz.
Saygilarimizla
Homoloket - Amsterdam

orjinal hali:
Gay communicatie sites in Turkije zijn geblokkeerd.
Dit is een protest brief van Homoloket voor ouders en families van LGBTT initiatief.
Zoals wij onlangs hebben vernomen, zijn de bekendste Chat-room/informatie sites in Turkije definitief geblokkeerd door Turkse Maasmedia Communicatie Ministerie (TIB). De reden van deze actie is nog steeds onbekend. De Ministerie heeft omtrent de geblokkeerde sites nog steeds geen uitspraak gedaan.
Als Homoloket zijn wij van mening dat deze daad van de ministerie een aanval voor de mensenrechten van homo’s in Turkije is.
Want deze sites bevatten geen seksueel getint, pornografische beelden en of inhoud die schadelijk is. Bovendien worden deze sites heel goed bijgehouden om er voor te zorgen dat het veilig is en up to date blijft. De verboden/geblokkeerde sites www.hadigayri.com www.gabile.com hebben meer dan 200 duizend bezoeker/leden uit heel Turkije.
De beheerders van deze twee sites hebben bekend gemaakt dat er geen brief of waarschuwing is geweest voor de actie?(!)
Wij als Homoloket protesteren dit vanwege de vrijheid en mensenrechten van LGBTT in Turkije.
Hierbij doen wij een beroep op alle netwerk organisaties die Homoloket bekend is. We geven de e-mail adres van de ministerie door waar de protest hierover naar toe gemaild kan worden, het zou fijn zijn als jullie deze mail ook kunnen doorgeven aan de netwerk die jullie in de bestand hebben. soru@tib.gov.tr
Met vriendelijke groeten
Homoloket
Haber Tarihi : 06.10.2009
Haber Editörü : Administrator

Arjantin de Gay evlilige dogru

Images Arjantin Gay evliligi Tartisiyor

Arjantin Güney Amerika’da ilk eşcinsel evliliği meşrulaştıracak ülke olmak için hazır mı?

Gey ve Lezbiyen aktivistler bunun böyle oldugu düşüncesi yolunda. Bunun yanında Arjantin meclisinte büyüyen bir çoğunluk eşcinsel evliligi destekliyor ve bu anlamda geçtigimiz Perşembe günü bazı kanunların değiştirlmesini gündeme getirdiler.

Arjantin’in Gey, Lezbiyen, Biseksüel ve Travesti Federasyonu başkanı Maria Rachid, ülkedeki kanunların  sosyal ve politik kontekste değişmesi gerektigini vurguladı.

Arjantinde 1994 yılına kadar başkan olan birisinin evli ve roma katolik kilisesine bağlı olması gerekli kılınıyordu. Bu durumun değismesine rağmen hala dinci gurubun meclisteki üstünlüğünün eşcinsel haklarının kabulunde nasıl bir etkisi olup olmayacağı henüz belli değil. Roma Katolik Kilisesi hala ülkede her konuda yönlendirici bir konumda.

Bazı Katolik ve Evangelistler hükümeti hayatın normalini bozarak cinsel sapıklığı arttırdığı ve aile kurumunu yıktıgını savunuyorlar.

Cem Che

Bron - Icimdeki ayi

Gay communicatie sites in Turkije zijn geblokkeerd.

Sansur

Gay communicatie sites in Turkije zijn geblokkeerd!

Dit is een protest brief van Homoloket voor ouders en families van LGBTT initiatief.

Zoals wij onlangs hebben vernomen, zijn de bekendste Chat-room/informatie sites in Turkije definitief geblokkeerd door Turkse Maasmedia Communicatie Ministerie (TIB). De reden van deze actie is nog steeds onbekend. De Ministerie heeft omtrent de geblokkeerde sites nog steeds geen uitspraak gedaan.

Als Homoloket zijn wij van mening dat deze daad van de ministerie een aanval voor de mensenrechten van homo’s in Turkije is.   

Want deze sites bevatten geen seksueel getint, pornografische beelden en of inhoud die schadelijk is. Bovendien worden deze sites heel goed bijgehouden om er voor te zorgen dat het veilig is en up to date blijft. De verboden/geblokkeerde sites www.hadigayri.com www.gabile.com hebben meer dan 200 duizend bezoeker/leden uit heel Turkije.

De beheerders van deze twee sites hebben bekend gemaakt dat er geen brief of waarschuwing is geweest voor de actie?(!)

Wij als Homoloket protesteren dit vanwege de vrijheid en mensenrechten van LGBTT in Turkije.

Hierbij doen wij een beroep op alle netwerk organisaties die Homoloket bekend is. We geven de e-mail adres van de ministerie door waar de protest hierover naar toe gemaild kan worden, het zou fijn zijn als jullie deze mail ook kunnen doorgeven aan de netwerk die jullie in de bestand hebben. soru@tib.gov.tr

Met vriendelijke groeten

Homoloket

Soylesi-Film:Kara koyun

SALİH CANOVA'nın söyleşisi

Ahmet Yıldız'ın Ardından: "Kara Koyun"u Kim Öldürdü?

Ahmet

"Kara Koyun" filminin yönetmenleri Can Çelebi ve Özkan Binol nefret suçu yasalarda tanımlanırsa bu nedenle cinayet işleyenlerin çok daha ağır cezalar alacaklarına ve bunun da caydırıcılığı olacağına inanıyorlar ve soruyorlar: Ahmet Yıldız'ı kim ve ne öldürdü?

İzmir - Kaosgl.org

Kara Koyun fikri nereden doğdu? Böyle bir film yapmaya nasıl karar verdiniz?

Daha önce de insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak Avrupa ve Afrika'da küçük ve orta çaplı çalışmalarımız olmuştu. Hollanda'da bir sığınma evinin önünde kocası tarafından vurularak öldürülen Gül isimli bir Türkiyeli kadının dramından yola çıkarak Türkiye'de namus ve nefret cinayetlerinin üzerine gitmek istedik. Türkiye'ye geldiğimiz zaman The Independent'in manşetlerinde Ahmet Yıldız cinayeti bir "gey namus cinayeti" olarak duyuruluyordu. Çok etkilendik. Kısa bir araştırma yaptık gördük ki öte yandan Türkiye'de örgütlü bir LGBTT hareketi var. Yıldız olayını dış basından da takip ettik. Amsterdam'da Homo-Monumet'te bir protesto gösterisi gerçekleştirdik. Daha sonra tekrar Türkiye'ye dönüp Lambdaistanbul, Lambdaistanbul Aile Grubu (LİSTAG), Kaos GL İzmir (dernekleştikten sonra ismi Siyah Pembe Üçgen olarak değişti) ve diğer LGBTT örgütlerinden arkadaşlarla bağlantı kurup olaya bakışlarını beraberce değerlendirdik. Sonra da tüm bu değerlendirmeleri ve görsel basında yer almış olan malzemeleri bir araya getirip belgesel bir çalışma yapmanın gerekli olduğuna inandık.

"Kara Koyun" metaforu neredeyse dünyanın tüm dillerinde var; the black sheep, het zwaarte schaap, fuera de la manada… Kara koyun renginden dolayı her zaman için sürüdeki diğer koyunlar tarafından dışlanmıştır. Hatta az bulunur olmasına, sütünün tüm dertlere deva olduğu söylenmesine yani tüm pozitif özelliklerine rağmen diğerlerine benzemediği için hep sürünün dışına itilmiş ve istenmemiştir. Oysa renginin farklılığı kara koyunun bilerek isteyerek seçtiği bir tercih değildir o öyle yaratılmış, öyle dünyaya gelmiştir. Tıpkı Jerzy Kosinski'nin unutulmaz romanı Boyalı Kuş'ta olduğu gibi.
Filmin ismini Ahmet zaten yaşarken koymuştu. Yaptığımız araştırmada öğrendik ki Ahmet öldüğü zaman üzerindeki kanlı tişörtünde "fuera de la manada" yani "sürünün kara koyunu" yazıyormuş. Bu tişörtü ilk gördüğünde almak istemiş. Arkadaşlarına "ben de ailemin kara koyunuyum bu tişört bana çok uyuyor" demiş.

Türkiye'de maalesef birçok nefret cinayeti işlendi, sizin Ahmet Yıldız cinayeti ile ilgili bir film çekmekteki amacınız sizce de bu cinayetin "ilk namus cinayeti" olması mı?

Sadece Türkiye'de değil, maalesef hâlâ dünyanın bir çok yerinde nefret cinayetleri işleniyor. Yıldız bir sembol oldu. Yurtdışında şu an namus cinayeti dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri o. (Her ne kadar olay daha yargı aşamasında olsa da, hatta olayın namus cinayeti olduğu daha yasal olarak kanıtlanmamış olsa da) Yurtdışındaki tüm LGBTT'ler olayı üzüntüyle öğrendi ve neler olduğunu merak ediyorlar. Bizim amacımız Yıldız üzerinden Türkiye'de eşcinsel olmayı ve yükselen eşcinsel örgütlenmeyi bir belgesel içerisinde ele almaktı. Sanırım amacımıza da ulaştık.

Şu an Türkiye'de İstanbul'dan Diyarbakır'a, Ankara'dan Eskişehir, İzmir, Bursa ve daha sayamadığımız bir çok Anadolu şehrine kadar yayılmış bir eşcinsel örgütlenme var. Bu bizi son derece şaşırttı ve sevindirdi. Örneğin biz daha Hollanda'da "Homoloket" adında Türk kökenli LGBTT'lere ve onların aile ve yakınlarına yönelik bir oluşumu zar zor ortaya çıkartmaya çalışırken, LİSTAG yirminin üzerinde LGBTT aile ve yakınıyla Avrupa'daki standartların çok üzerinde çalışmalar yapmışlardı bile. Bizim onlardan öğrenecek çok şeyimiz olduğunu gördük. Bir başka önemli nokta da Ahmet Yıldız cinayetinin üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ olayın aydınlatılmamış olması. Biz olayın unutulmasını/ unutturulmasını istemiyoruz.

Film için hangi şehirlerde ve kaç kişiyle görüştünüz? Konuşmacılara ulaşmada ya da çekimlerle ilgili zorluklarla karşılaştınız mı?

Film için Türkiye'nin üç büyük şehrinde; Ankara, İzmir ve İstanbul'da yaklaşık 15 kişiyle söyleşi yaptık. Bunların içinden yaklaşık olarak 10 civarında kişinin görüşlerine yer verdik. Çok fazla birbirine benzeyen görüşleri elemek zorunda kaldık. Danışmanlık yapan avukatlarımız ve psikiyatrlar, Yeşiller Partisi, Lambdaistanbul, LİSTAG, Kaos GL İzmir, Haziran Düzkan, bianet'ten Bawer Çakır ve diğer gönüllü arkadaşlar bizlere son derece yardımcı oldular. Buradan kendilerine bir kez daha tek tek teşekkür etmek isteriz.

Çekim aşamasında çok büyük zorluklarla karşılaşmadık. Sadece bir çok insan cinsel kimliğinden dolayı deklare olmaktan kaçındı ve kameranın karşısına geçip cinsel kimliğiyle ilgili olarak konuşmak istemedi. Hatta bazı örgütlü LGBTT oluşumlarında aktif olarak çalışan arkadaşların bile bu tür kaygıları vardı. Biz de bu kararlarına saygı duyduk. İstekleri üzere kiminin yüzünü kararttık, kiminin de sadece sesini kullandık. Bunun dışında çekim aşamasında çok büyük bir zorlukla karsılaşmadık. Tüm LGBTT örgütleri kapılarını bizim için sonuna kadar açtılar diyebilirim.

Avrupa'dan baktığınızda Türkiyeli Eşcinsellerin durumunu ve Türkiye Hükümeti'nin eşcinsellere yaklaşımını nasıl görüyorsunuz?

Türkiye bir çelişkiler/karşıtlıklar ülkesi. Toplumsal farklar son derece dramatik. Ortası neredeyse uçurum, neredeyse orta yok. Bir yanda modernist ve ilerlemeci, bir yanda son derece konservatif ve hatta bağnaz bir Türkiye'yle karsılaşıyorsunuz. Hangisinin gerçek Türkiye olduğunu ayırt etmek o kadar zor ki. Türkiye'de son zamanlarda örgütlü bir eşcinsel mücadele örneği sergileniyor...

Geçenlerde katıldığımız bir söyleşide Türkiye'den yeni döndüğümüzü öğrenen bir siyasetçi bize direkt olarak "orada eşcinseller açısından bir şeyler iyi gidiyor değil mi?" diye sordu. Gördük ki yeni yeni insanların kafasında Türkiyeli eşcinsellerin haklı ve desteklenmesi gereken mücadeleleriyle ilgili olumlu bir imaj oluşmuş/oluşuyor. Hatta COC Amsterdam ve Stichting Pera (Hollandalı iki LGBTT örgütü) son zamanlarda "Pink Istanbul" adlı büyük bir projeyle İstanbul'u Avrupa'nın yeni ve genç gey başkenti olarak lanse ediyorlar. Her yıl İstanbul'da gerçekleştirilen onur yürüyüşü ve Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki yürüyüş, gösteri ve protestolar buradaki basında günü gününe yer alıyor, sizin de gördüğünüz gibi artık hiçbir yer uzak değil, dünya kocaman global bir köy.

Türkiye Hükümeti'nin eşcinsellerle ilgili bir politikası olduğunu düşünmüyoruz. Bunu düşünmemizi gerektirecek hiçbir somut adım atılmış değil. Biz aynı zamanda Hollanda'da şu anda iktidarda olan Balkanende hükümetinin de eşcinsellerle ilgili bir politikası olduğunu düşünmüyoruz. İkisini birbirinden ayıran tek şey Hollanda anayasasında her türlü ayrımcılığın yasaklanmış durumda olması. Yasalarla güvence altına alınmış hakları, o hükümet ya da bu hükümetin değiştirmeye pek gücü yetmeyeceği. Türkiye'nin imajında hâlâ baskıcı, bir polis devleti izlenimi olması. Lambdaistanbul'un kapatılma davası bunun en büyük örneğiydi. Umutla Türkiye Meclisi'nden LGBTT hakları ya da nefret suçlarıyla ilgili çıkacak olumlu bir karar bekliyoruz. Yoksa çok mu iyimseriz? Bilemiyoruz. LGBTT örgütlenmesi hâlâ "ahlak" bazında ele alınıyor. Oysa her şeyin ne ahlaklı, ne de ahlak dışı olduğu, bir çağı yaşıyoruz, bu çağda tüm dünya biliyor ki LGBTT hareketi bir eşit haklar mücadelesidir. Güney Afrika hatta Uruguay bile bunu başarmış durumda. Bu yüzden keşke imkanımız olsaydı da bu filmi Meclisindeki tüm vekillere izletebilseydik.

Örneğin konuşmacılardan biri devlet için çalışan bir doktor, on yıldan fazla bir zamandır tüm güçlüklere göğüs gererek eşiyle beraber yaşıyor. Hastanede çalıştığı diğer heteroseksüel iş arkadaşlarının eşleri onların sağlık sigortası kapsamında gösterilirken, aynı prim ve vergiyi vermesine rağmen konuşmacı, eşcinsel olduğu için, eşinin onun sigortasından yararlanamadığını söylüyor. Miras hakkının olmadığını, eşinin başına bir şey gelse yetkililerin onu bilgilendirmek zorunda olmadıklarını anlatıyor. Bu ayrımcılık değil de nedir? Yasalar dil, din, ırk, cinsiyet ayrımcılığı gözetilmeden herkes için değil midir?

Böyle bir film çekmekteki temel amacınızın "Gerçek suçlu kim?" sorusuna yanıt aramak olduğunu belirtmiştiniz başka bir söyleşinizde peki sizce gerçek suçlu kim? En azından film bittikten sonra sizde nasıl bir kanı oluştu?

Biz "katil doğanlara" inananlardan değiliz. İnsanların bir sistem içerisine doğduklarına ve içine doğdukları kültürün onların katil olmalarında rol oynadığına inanıyoruz. Bizim bireylerden önce sistemle ve o sistemden geçinenlerle sorunumuz var. Suçlu kim mi? Suçlu hepimiziz? Susarak, konuşmayarak, yok sayarak, kafamızı kuma gömerek bu cinayetlere ortak oluyoruz. Nefret suçları konusunda hiçbir şey yapmayan, namusu – töreyi ceza indirimi olarak gören yasa koyuculardan tutun da, bize böyle bir film yaptığımız için uyarı mailleri atanlara kadar hepimiz suçluyuz.

Çocuğunun eline silah tutuşturup onun küçücük yüreğini nefret düşünceleriyle dolduran, sonrada annesini-ablasını öldürmesi için onu başka bir şehre yollayanlar, şiddetin, nefretin, öldürmenin, silahın erkeklik olduğunu savunan zavallı, kışkırtılmış kitleler, herkes ama herkes suçlu. Katilleri de, dahileri de yaratan, sistem sonuçta. Onun içinde bir şekilde varolmak hepimiz için önemli. Çünkü o içine doğduğumuz sisteme ihtiyacımız var aynı zamanda, çünkü bizler sosyal varlıklarız. Filmdeki konuşmacılardan birisi Ahmet Yıldız'ın hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu anlatıyor. Onun öldürülmesinden sonra hemen ailesine gidip eşcinsel olduğunu açıklamış."Çünkü" diyor "yalnız ölmek istemiyordum." Film bittikten sonra bizde oluşan kanı, filmin daha başında ortaya çıkmıştı zaten. Biz filmi izleyenlere bu yüzden filmin başında ve sonunda iki kez aynı soruyu sorduk. "Kimdiniz?" ve "Kaç kişiydiniz?"

Filmi çekerken Türkiye'de yaşayan eşcinsellerle bir etkileşim süreciniz oldu, bildiğim kadarıyla uzunca bir süre Türkiye'de de yaşadınız peki geçmişi ve bugünü kıyasladığınızda Türkiye'de yaşayan eşcinsellerin yaşam biçimleri, eşcinselliğe yaklaşımları vs. ne gibi farklılıklar var? Ya da böyle bir farklılık gözlediniz mi?

Ben lisans eğitimimi Türkiye'de tamamladım. Cinselliğini keşfedenler dünyada bir Bülent Ersoy bir de kendisi böyle duygular taşıyor sanırlardı. İletişim ve bilgilenme olanakları bu boyutta değildi. Internet yoktu, Kaos GL sadece bir kaç kitapçıda o da arkalarda bir yerlerde, fotokopi bir formatta satılırdı. İnsanlar arasında ev toplantıları ya da kısa süreli, özellikle hafta sonu gezileri çok yaygındı. O zamanlar uzaktan uzağa aşık olunurdu. Gizli gizli yaşanırdı her şey. Bizim Türkiye'de hiç protesto gösterilerimiz ya da onur yürüyüşlerimiz olmamıştı. Benim çevresine açılmış hiç arkadaşım yoktu. Tek korkumuz ailemiz ve çevremizin bunu duymasıydı. İçimizden birisi şiddete maruz kaldığında korkuyla siner otururduk. Biz öylesine ikiyüzlü bir hayat yaşıyorduk ki, evlendirilen gey arkadaşlarımızın düğünlerinde göbek atıp halay bile çekiyorduk. Şimdi görüyorum ki Türkiye'de insanlar seslerini yükseltebiliyorlar. Konferanslar düzenleyip Türkiye'de eşcinsel olmayı tartışabiliyor, nefret suçlarıyla ilgili etkinlikler düzenleyebiliyorlar. Hatta LGBTT bireyler Bakan Prof. Burhan Kuzu'ya biz de yeni anayasada haklarımızın garanti altına alınmasını istiyoruz diyebiliyorlar... Daha atılacak çok adım, alınacak çok yol olmasına rağmen bütün bu cesur duruş çok güzel.

İlerleyen dönemlerde eşcinsellikle ya da eşcinsellerle ilgili projeleriniz olacak mı?

Şu aralar Hollanda'nın ötekilerini konu alan "Ben ve Digerleri" (Ik en de Anderen) adlı uzun metraj bir belgeselin ön çalışma aşamasındayız. Eğer mümkün olursa mayıs ayı gibi çekimlerine başlamak istiyoruz.

Son sözler?

Bir çok eşcinsel, cinsel kimliği nedeniyle 'nefret cinayetleri'ne kurban gitti, gitmekte. Bu konuda devletin ivedilikle bir şey yapması gerektiğine inanıyoruz. Eğer nefret suçu yasalarda tanımlanırsa bu nedenle cinayet işleyenlerin çok daha ağır cezalar alacaklarına ve bunun da caydırıcılığı olacağına inanıyoruz. Bu cinayetler aydınlatılana, bu kanı durdurmaya yönelik yasal önlemler alınana kadar kimse kendini huzur ve güven içinde hissetmemeli. Biz diğer aktivistlerin yaptığı çalışmaların yanında, onlara katkı olarak bu filmle sorunun varlığının altını bir kez daha çizmek ve kamuoyu oluşturmak istedik. Sadece film yapabiliyorduk biz de filmini yaptık. Resim yapabilseydik resmini, roman yazabilseydik romanını, beste yapabilseydik şarkısını yapardık. (SC/BÇ)

* Kara Koyun – Het Zwarte Schaap

Yapımcı: Johann Houwer - Özkan Binol

Yönetmen: Özkan Binol - Can Çelebi

Senaryo: Can Çelebi

* Ahmet Yıldız'ın öldürülmesinin ardından başlatılan "Ahmet benim ailemdir" kampanyasının sitesine gitmek için tıklayınız.

Eşcinsel hakem için tıklamaya devam!..

Escinsel_hakem Eşcinsel hakem için tıklamaya devam

ayşe arman
hürriyet
01/06/2009

7 kere okundu

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11774268&yazarid=12&tarih=2009-06-01

Teşekkür ederim hepinize.

Çok çok teşekkür ederim.


ANNELER, BABALAR, GENÇLER, YAŞLILAR, GAY'LER, HETEROSEKSÜELLER KISACASI BU SATIRLARI OKUYAN HERKES...

Biz, Halil İbrahim'e yapılanların haksızlık olduğuna inanıyoruz. Ve ona destek olmak istiyoruz. Onun yaşadıklarını telafi etmek mümkün değil ama en azından elinden alınan hakemliği geri verilmeli. Bu sayfalarda yazılanları okuyup, bizimle aynı fikirdeyseniz, siz de ona haksızlık yapıldığını düşünüyorsanız tıklayın destek verin. Tepkileriniz, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı'na ve Türkiye Futbol Federasyonu'na ulaşsın...

Onedrzoek............

Moslima’s met homoseksuele gevoelens worden gevraagd deel te nemen aan wetenschappelijk onderzoek naar problemen & hulpbehoefte van deze groep vrouwen. Dit onderzoek kan bijdragen aan het ontwikkelen van hulp voor moslima’s met homoseksuele gevoelens. Anonimiteit wordt te allen tijde gewaarborgd (gebruik van schuilnaam volstaat). Deelname aan het onderzoek bestaat uit een interview en het invullen van een vragenlijst. Kent u moslima’s met homoseksuele gevoelens? Weet u een manier om met deze vrouwen in contact te komen? Of wilt u meer informatie over het onderzoek?
Mail dan geheel vrijblijvend naar: k.poortvliet@students.uu.nl
Bij voorbaat dank voor uw hulp! Met vriendelijke groet,

Karlijn Poortvliet,
Faculteit Sociale Wetenschappen
Universiteit Utrecht

FILM:KARAKOYUN........

Homofobitransfobi Ahmet Yıldız'ın Ardından: "Kara Koyun"u Kim Öldürdü?

salih canova
bianet
http://www.bianet.org/bianet/kategori/biamag/113129/ahmet-yildizin-ardindan-kara-koyunu-kim-oldurdu

"Kara Koyun" filminin yönetmenleri Can Celebi ve Özkan Binol nefret suçu yasalarda tanımlanırsa bu nedenle cinayet işleyenlerin çok daha ağır cezalar alacaklarına ve bunun da caydırıcılığı olacağına inanıyorlar ve soruyorlar: Ahmet Yıldız'ı kim ve ne öldürdü?

Kara Koyun fikri nereden doğdu? Böyle bir film yapmaya nasıl karar verdiniz?

Daha önce de insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak Avrupa ve Afrika'da küçük ve orta çaplı çalışmalarımız olmuştu. Hollanda'da bir sığınma evinin önünde kocası tarafından vurularak öldürülen Gül isimli bir Türkiyeli kadının dramından yola çıkarak Türkiye'de namus ve nefret cinayetlerinin üzerine gitmek istedik. Türkiye'ye geldiğimiz zaman The Independent'in manşetlerinde Ahmet Yıldız cinayeti bir "gey namus cinayeti" olarak duyuruluyordu. Çok etkilendik. Kısa bir araştırma yaptık gördük ki öte yandan Türkiye'de örgütlü bir LGBTT hareketi var. Yıldız olayını dış basından da takip ettik. Amsterdam'da Homo-Monumet'te bir protesto gösterisi gerçekleştirdik. Daha sonra tekrar Türkiye'ye dönüp Lambdaistanbul, Lambdaistanbul Aile Grubu (LİSTAG), Kaos GL İzmir (dernekleştikten sonra ismi Siyah Pembe Üçgen olarak değişti) ve diğer LGBTT örgütlerinden arkadaşlarla bağlantı kurup olaya bakışlarını beraberce değerlendirdik. Sonra da tüm bu değerlendirmeleri ve görsel basında yer almış olan malzemeleri bir araya getirip belgesel bir çalışma yapmanın gerekli olduğuna inandık.

"Kara Koyun" metaforu neredeyse dünyanın tüm dillerinde var; the black sheep, het zwaarte schaap, fuera de la manada… Kara koyun renginden dolayı her zaman için sürüdeki diğer koyunlar tarafından dışlanmıştır. Hatta az bulunur olmasına, sütünün tüm dertlere deva olduğu söylenmesine yani tüm pozitif özelliklerine rağmen diğerlerine benzemediği için hep sürünün dışına itilmiş ve istenmemiştir. Oysa renginin farklılığı kara koyunun bilerek isteyerek seçtiği bir tercih değildir o öyle yaratılmış, öyle dünyaya gelmiştir. Tıpkı Jerzy Kosinski'nin unutulmaz romanı Boyalı Kuş'ta olduğu gibi.
Filmin ismini Ahmet zaten yaşarken koymuştu. Yaptığımız araştırmada öğrendik ki Ahmet öldüğü zaman üzerindeki kanlı tişörtünde "fuera de la manada" yani "sürünün kara koyunu" yazıyormuş. Bu tişörtü ilk gördüğünde almak istemiş. Arkadaşlarına "ben de ailemin kara koyunuyum bu tişört bana çok uyuyor" demiş.

Türkiye'de maalesef birçok nefret cinayeti işlendi, sizin Ahmet Yıldız cinayeti ile ilgili bir film çekmekteki amacınız sizce de bu cinayetin "ilk namus cinayeti" olması mı?

Sadece Türkiye'de değil, maalesef hâlâ dünyanın bir çok yerinde nefret cinayetleri işleniyor. Yıldız bir sembol oldu. Yurtdışında şu an namus cinayeti dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri o. (Her ne kadar olay daha yargı aşamasında olsa da, hatta olayın namus cinayeti olduğu daha yasal olarak kanıtlanmamış olsa da) Yurtdışındaki tüm LGBTT'ler olayı üzüntüyle öğrendi ve neler olduğunu merak ediyorlar. Bizim amacımız Yıldız üzerinden Türkiye'de eşcinsel olmayı ve yükselen eşcinsel örgütlenmeyi bir belgesel içerisinde ele almaktı. Sanırım amacımıza da ulaştık.

Şu an Türkiye'de İstanbul'dan Diyarbakır'a, Ankara'dan Eskişehir, İzmir, Bursa ve daha sayamadığımız bir çok Anadolu şehrine kadar yayılmış bir eşcinsel örgütlenme var. Bu bizi son derece şaşırttı ve sevindirdi. Örneğin biz daha Hollanda'da "Homoloket" adında Türk kökenli LGBTT'lere ve onların aile ve yakınlarına yönelik bir oluşumu zar zor ortaya çıkartmaya çalışırken, LİSTAG yirminin üzerinde LGBTT aile ve yakınıyla Avrupa'daki standartların çok üzerinde çalışmalar yapmışlardı bile. Bizim onlardan öğrenecek çok şeyimiz olduğunu gördük. Bir başka önemli nokta da Ahmet Yıldız cinayetinin üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ olayın aydınlatılmamış olması. Biz olayın unutulmasını/ unutturulmasını istemiyoruz.

Film için hangi şehirlerde ve kaç kişiyle görüştünüz? Konuşmacılara ulaşmada ya da çekimlerle ilgili zorluklarla karşılaştınız mı?

Film için Türkiye'nin üç büyük şehrinde; Ankara, İzmir ve İstanbul'da yaklaşık 15 kişiyle söyleşi yaptık. Bunların içinden yaklaşık olarak 10 civarında kişinin görüşlerine yer verdik. Çok fazla birbirine benzeyen görüşleri elemek zorunda kaldık. Danışmanlık yapan avukatlarımız ve psikiyatrlar, Yeşiller Partisi, Lambdaistanbul, LİSTAG, Kaos GL İzmir, Haziran Düzkan, bianet'ten Bawer Çakır ve diğer gönüllü arkadaşlar bizlere son derece yardımcı oldular. Buradan kendilerine bir kez daha tek tek teşekkür etmek isteriz.

Çekim aşamasında çok büyük zorluklarla karşılaşmadık. Sadece bir çok insan cinsel kimliğinden dolayı deklare olmaktan kaçındı ve kameranın karşısına geçip cinsel kimliğiyle ilgili olarak konuşmak istemedi. Hatta bazı örgütlü LGBTT oluşumlarında aktif olarak çalışan arkadaşların bile bu tür kaygıları vardı. Biz de bu kararlarına saygı duyduk. İstekleri üzere kiminin yüzünü kararttık, kiminin de sadece sesini kullandık. Bunun dışında çekim aşamasında çok büyük bir zorlukla karsılaşmadık. Tüm LGBTT örgütleri kapılarını bizim için sonuna kadar açtılar diyebilirim.

Avrupa'dan baktığınızda Türkiyeli Eşcinsellerin durumunu ve Türkiye Hükümeti'nin eşcinsellere yaklaşımını nasıl görüyorsunuz?

Türkiye bir çelişkiler/karşıtlıklar ülkesi. Toplumsal farklar son derece dramatik. Ortası neredeyse uçurum, neredeyse orta yok. Bir yanda modernist ve ilerlemeci, bir yanda son derece konservatif ve hatta bağnaz bir Türkiye'yle karsılaşıyorsunuz. Hangisinin gerçek Türkiye olduğunu ayırt etmek o kadar zor ki. Türkiye'de son zamanlarda örgütlü bir eşcinsel mücadele örneği sergileniyor...

Geçenlerde katıldığımız bir söyleşide Türkiye'den yeni döndüğümüzü öğrenen bir siyasetçi bize direkt olarak "orada eşcinseller açısından bir şeyler iyi gidiyor değil mi?" diye sordu. Gördük ki yeni yeni insanların kafasında Türkiyeli eşcinsellerin haklı ve desteklenmesi gereken mücadeleleriyle ilgili olumlu bir imaj oluşmuş/oluşuyor. Hatta COC Amsterdam ve Stichting Pera (Hollandalı iki LGBTT örgütü) son zamanlarda "Pink Istanbul" adlı büyük bir projeyle İstanbul'u Avrupa'nın yeni ve genç gey başkenti olarak lanse ediyorlar. Her yıl İstanbul'da gerçekleştirilen onur yürüyüşü ve Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki yürüyüş, gösteri ve protestolar buradaki basında günü gününe yer alıyor, sizin de gördüğünüz gibi artık hiçbir yer uzak değil, dünya kocaman global bir köy.

Türkiye Hükümeti'nin eşcinsellerle ilgili bir politikası olduğunu düşünmüyoruz. Bunu düşünmemizi gerektirecek hiçbir somut adım atılmış değil. Biz aynı zamanda Hollanda'da şu anda iktidarda olan Balkanende hükümetinin de eşcinsellerle ilgili bir politikası olduğunu düşünmüyoruz. İkisini birbirinden ayıran tek şey Hollanda anayasasında her türlü ayrımcılığın yasaklanmış durumda olması. Yasalarla güvence altına alınmış hakları, o hükümet ya da bu hükümetin değiştirmeye pek gücü yetmeyeceği. Türkiye'nin imajında hâlâ baskıcı, bir polis devleti izlenimi olması. Lambdaistanbul'un kapatılma davası bunun en büyük örneğiydi. Umutla Türkiye Meclisi'nden LGBTT hakları ya da nefret suçlarıyla ilgili çıkacak olumlu bir karar bekliyoruz. Yoksa çok mu iyimseriz? Bilemiyoruz. LGBTT örgütlenmesi hâlâ "ahlak" bazında ele alınıyor. Oysa her şeyin ne ahlaklı, ne de ahlak dışı olduğu, bir çağı yaşıyoruz, bu çağda tüm dünya biliyor ki LGBTT hareketi bir eşit haklar mücadelesidir. Güney Afrika hatta Uruguay bile bunu başarmış durumda. Bu yüzden keşke imkanımız olsaydı da bu filmi Meclisindeki tüm vekillere izletebilseydik.

Örneğin konuşmacılardan biri devlet için çalışan bir doktor, on yıldan fazla bir zamandır tüm güçlüklere göğüs gererek eşiyle beraber yaşıyor. Hastanede çalıştığı diğer heteroseksüel iş arkadaşlarının eşleri onların sağlık sigortası kapsamında gösterilirken, aynı prim ve vergiyi vermesine rağmen konuşmacı, eşcinsel olduğu için, eşinin onun sigortasından yararlanamadığını söylüyor. Miras hakkının olmadığını, eşinin başına bir şey gelse yetkililerin onu bilgilendirmek zorunda olmadıklarını anlatıyor. Bu ayrımcılık değil de nedir? Yasalar dil, din, ırk, cinsiyet ayrımcılığı gözetilmeden herkes için değil midir?

Böyle bir film çekmekteki temel amacınızın "Gerçek suçlu kim?" sorusuna yanıt aramak olduğunu belirtmiştiniz başka bir söyleşinizde peki sizce gerçek suçlu kim? En azından film bittikten sonra sizde nasıl bir kanı oluştu?

Biz "katil doğanlara" inananlardan değiliz. İnsanların bir sistem içerisine doğduklarına ve içine doğdukları kültürün onların katil olmalarında rol oynadığına inanıyoruz. Bizim bireylerden önce sistemle ve o sistemden geçinenlerle sorunumuz var. Suçlu kim mi? Suçlu hepimiziz? Susarak, konuşmayarak, yok sayarak, kafamızı kuma gömerek bu cinayetlere ortak oluyoruz. Nefret suçları konusunda hiçbir şey yapmayan, namusu – töreyi ceza indirimi olarak gören yasa koyuculardan tutun da, bize böyle bir film yaptığımız için uyarı mailleri atanlara kadar hepimiz suçluyuz.

Çocuğunun eline silah tutuşturup onun küçücük yüreğini nefret düşünceleriyle dolduran, sonrada annesini-ablasını öldürmesi için onu başka bir şehre yollayanlar, şiddetin, nefretin, öldürmenin, silahın erkeklik olduğunu savunan zavallı, kışkırtılmış kitleler, herkes ama herkes suçlu. Katilleri de, dahileri de yaratan, sistem sonuçta. Onun içinde bir şekilde varolmak hepimiz için önemli. Çünkü o içine doğduğumuz sisteme ihtiyacımız var aynı zamanda, çünkü bizler sosyal varlıklarız. Filmdeki konuşmacılardan birisi Ahmet Yıldız'ın hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu anlatıyor. Onun öldürülmesinden sonra hemen ailesine gidip eşcinsel olduğunu açıklamış."Çünkü" diyor "yalnız ölmek istemiyordum." Film bittikten sonra bizde oluşan kanı, filmin daha başında ortaya çıkmıştı zaten. Biz filmi izleyenlere bu yüzden filmin başında ve sonunda iki kez aynı soruyu sorduk. "Kimdiniz?" ve "Kaç kişiydiniz?"

Filmi çekerken Türkiye'de yaşayan eşcinsellerle bir etkileşim süreciniz oldu, bildiğim kadarıyla uzunca bir süre Türkiye'de de yaşadınız peki geçmişi ve bugünü kıyasladığınızda Türkiye'de yaşayan eşcinsellerin yaşam biçimleri, eşcinselliğe yaklaşımları vs. ne gibi farklılıklar var? Ya da böyle bir farklılık gözlediniz mi?

Ben lisans eğitimimi Türkiye'de tamamladım. Cinselliğini keşfedenler dünyada bir Bülent Ersoy bir de kendisi böyle duygular taşıyor sanırlardı. İletişim ve bilgilenme olanakları bu boyutta değildi. Internet yoktu, Kaos GL sadece bir kaç kitapçıda o da arkalarda bir yerlerde, fotokopi bir formatta satılırdı. İnsanlar arasında ev toplantıları ya da kısa süreli, özellikle hafta sonu gezileri çok yaygındı. O zamanlar uzaktan uzağa aşık olunurdu. Gizli gizli yaşanırdı her şey. Bizim Türkiye'de hiç protesto gösterilerimiz ya da onur yürüyüşlerimiz olmamıştı. Benim çevresine açılmış hiç arkadaşım yoktu. Tek korkumuz ailemiz ve çevremizin bunu duymasıydı. İçimizden birisi şiddete maruz kaldığında korkuyla siner otururduk. Biz öylesine ikiyüzlü bir hayat yaşıyorduk ki, evlendirilen gey arkadaşlarımızın düğünlerinde göbek atıp halay bile çekiyorduk. Şimdi görüyorum ki Türkiye'de insanlar seslerini yükseltebiliyorlar. Konferanslar düzenleyip Türkiye'de eşcinsel olmayı tartışabiliyor, nefret suçlarıyla ilgili etkinlikler düzenleyebiliyorlar. Hatta LGBTT bireyler Bakan Prof. Burhan Kuzu'ya biz de yeni anayasada haklarımızın garanti altına alınmasını istiyoruz diyebiliyorlar... Daha atılacak çok adım, alınacak çok yol olmasına rağmen bütün bu cesur duruş çok güzel.

İlerleyen dönemlerde eşcinsellikle ya da eşcinsellerle ilgili projeleriniz olacak mı?

Şu aralar Hollanda'nın ötekilerini konu alan "Ben ve Digerleri" (Ik en de Anderen) adlı uzun metraj bir belgeselin ön çalışma aşamasındayız. Eğer mümkün olursa mayıs ayı gibi çekimlerine başlamak istiyoruz.

Son sözler?

Bir çok eşcinsel, cinsel kimliği nedeniyle 'nefret cinayetleri'ne kurban gitti, gitmekte. Bu konuda devletin ivedilikle bir şey yapması gerektiğine inanıyoruz. Eğer nefret suçu yasalarda tanımlanırsa bu nedenle cinayet işleyenlerin çok daha ağır cezalar alacaklarına ve bunun da caydırıcılığı olacağına inanıyoruz. Bu cinayetler aydınlatılana, bu kanı durdurmaya yönelik yasal önlemler alınana kadar kimse kendini huzur ve güven içinde hissetmemeli. Biz diğer aktivistlerin yaptığı çalışmaların yanında, onlara katkı olarak bu filmle sorunun varlığının altını bir kez daha çizmek ve kamuoyu oluşturmak istedik. Sadece film yapabiliyorduk biz de filmini yaptık. Resim yapabilseydik resmini, roman yazabilseydik romanını, beste yapabilseydik şarkısını yapardık. (SC/BÇ)

* Kara Koyun – Het Zwarte Schaap

PINK ISTANBUL

COC Amsterdam
Rozenstraat 14
1016 NX Amsterdam
Programma debat Pink Istanbul zaterdag 28 maart

Naast een nachtprogramma van Pink Istanbul (zie www.clubpera.nl) wordt er ook een debat gevoerd over hulpverlening en beeldvorming rondom Turkse homoseksuelen, lesbiennes, transgenders en biseksuelen.

Lambdaistanbul zal zelf een uitweiding geven over de veelal negatieve beeldvorming in Turkije, waar ook de Nederlands-Turkse gemeenschap door wordt beïnvloed.

Daarnaast wordt dieper ingegaan op nieuwe initiatieven en mogelijkheden in de concrete hulpverlening en empowerment. COC Amsterdam, COC Nederland en Stichting Pera organiseren dit jaar voor de tweede keer het evenement Pink Istanbul.

Wij nodigen u hierbij van harte uit om deel te nemen aan het debat op 28 maart 2009 om 19.00 uur in Paradiso Amsterdam. Deelname aan het debat is kosteloos maar i.v.m. een beperkt aantal plaatsen dient u zich wel aan te melden voor 27 maart via COC Amsterdam: info@cocamsterdam.nl of 020 6263087

(Deze herinnering geldt uiteraard niet voor hen die zich al aangemeld hebben)

Het programma is als volgt:

19.00 opening zaal

19.30 inleiding debat hulpverlening en beeldvorming door Tania Barkhuis van COC Amsterdam

19.40 Presentatie "Ouders van homo's met een hulpvraag" door Gülden Ardic van Dynamo

19.47 Presentatie "Gesprekken in kringen-theorie"door Jale Simsek

19.54 Presentatie "Etnische specifieke psychologie over homoseksualiteit" door Elvan Tutkun van I-Psy

20.01 Vragen uit de zaal aan de sprekers

20.15 Pauze

20.30 Filmfragment "Angst voor de liefde"

21.00 Aankondiging Lambdaistanbul

21.05 Presentatie "Beeldvorming over homo's in de Turkse audiovisuele media" door Yesim Basaran van Lambdaistanbul

21.20 Vragen aan Yesim en vergelijking met NL door Gülden Ilmaz

21.35 Vragen uit de zaal aan de sprekers

21.50 Afsluiting debat door Emine Bozkurt, Europarlementariër